Bizim SAMSUN
Bu Sitede Ara

Hakkımda

Bizim Samsun'a bizden başka kim sahip çıkabilir.



Sivil Kent SAMSUN


Kent Kültürü Arşivi



Samsun Fotoğraf Arşivi



Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv

Kategoriler




LİNK

samsun01
samsun02
samsun03
samsun04
samsun05
samsun07
samsun09
Kent Kültürü



Yakakent ve Alaçam Memleket Mektupları

Trabzon Vilayeti Salnameleri




TRABZON VİLAYET SALNAMELERİ

Hazırlayan: Kudret EMİROĞLU

 

 

 

Bütün Doğu Karadeniz İllerinin Tarih Hazinesi Olan Trabzon Salnamelerinin 22 Cildi Çevrimyazı ve Tıpkıbasımla Yayınlandı

 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde bugünkü bütün Doğu Karadeniz illerinin kapsayarak hepsinin merkezi olan ‘Trabzon Vilayeti’, Vilayât Kanunnamesi’nin gereği olarak ‘vilayet salnamesi’ yayınlamıştı. Vilayetin bütün beldeleri hakkında coğrafi, tarihi, bürokratik, ekonomik ve demografik bilgiler içeren salnameler, Trabzon’da ilki 1869’da sonuncusu 1905’te olmak üzere 22 cilt halinde yayınlanmıştı. Resmi il yıllığı niteliğindeki salnameler, Trabzon Vakfı tarafından yayınlandı.

 

Trabzon Vilayet Salnamelerinin tamamı, Kudret Emiroğlu tarafından yapılan çevrimyazılarıyla, orijinali Osmanlıca ve Latin alfabesiyle iki taraflı olarak, şamua kâğıda ve bez ciltli olarak bastırılmıştır.

 

Bugünkü Trabzon, Giresun ve Ordu illeri içeren Trabzon Sancağı, Samsun ilini içeren Canik Sancağı, Gümüşhane ilini içeren Gümüşhane Sancağı ve 1878 yılında Rusya tarafından işgal edilene kadar merkezi Batum olan, bu tarihten sonra merkezi Rize’ye taşınan ve bugünkü Rize ve Artvin illerini içeren Lazistan Sancağı’ndan oluşan Trabzon Vilayeti’ne bağlı bütün beldelerin tarih ve coğrafya bilgileri yanında, idari gelişimleri, yani ne zaman kaza veya nahiye oldukları, atanan ve seçimle gelen yöneticileri, belediye teşkilatının kuruluşu, sanayi ve ticaret odaları, mahkeme ve okulları, kısaca isimleri ile bütün çalışanlarının adlarını içermektedir. Böylece, dedeleri herhangi bir görevde bulunmuş olan hemşerilerimiz onların adlarını, görev sürelerini, rütbe ve nişanlarını salnamelerde görebilirler.

 

Özellikle nüfus ve okullaşmaya, yol ve ulaşım bilgilerine önem verilen Salnamelerde beldelerde bulunan medrese, cami, hamam, çeşme, han, vb bütün yapıların dökümü, pazar mahalleri ve uzaklık cetvelleriyle üretim istatistikleri yer almaktadır. Bazı ciltlerde asar-ı atika (antika/tarihi eser ve anıtlar) üstünde durulurken, bazılarında verilen maden imtiyazlarına, bazılarında yatırlara ve kutsal sayılan mevkilere önem verilmiş, bir diğer ciltte ise örneğin tütün üretimi üstünde durulmuştur. İlk cildi 112 sayfa olan salnameler gittikçe geliştirilmiştir ve son 22. cildi 462 sayfadır. Vilayetin bütçesi, kazaların vergi ve üretimleri, evlenme, pasaport ve seyahatten suç istatistiklerine kadar verilen bilgiler de yıllar içinde çeşitlenmektedir.

 

Vilayet Salnameleri, Osmanlı devletinin Tanzimat sonrası modernleşme zihniyetinin sonucu olarak yayınlanmışlardır ve bu dönüşümü de yansıtmayı amaçlamaktadırlar. İlk kez 1864’te çıkartılmış olan Vilayât Kanunnamesi gereği vilayetlerde matbaalar kurulmuş ve vilayet gazeteleri ile birlikte salnameler yayınlanmıştır. Trabzon Vilayeti’nde de 1869’dan sonra gerek kamu kurumlarında gerek eğitimde ve yönetim anlayışında yaşanan değişiklikleri 22 cilt boyunca izlemek ve 36 yıl boyunca yaşanan toplumsal gelişimi gözlemlemek mümkündür. Aralık 1993’te yayınlanan 1871 tarihli 3 ve Ocak 1994’te yayınlanan 1872 tarihli 4. ciltte olduğu gibi, bazı ciltlerde ek olarak vilayet haritası bulunduğu gibi, son ciltler de üretim ve yol haritaları yanında fotoğraflarla da süslenmiştir.

 

Cilt 1 - 1869

Cilt 2 - 1870

Cilt 3 - 1871

Cilt 4 - 1872

Cilt 5 - 1873

Cilt 6 - 1874

Cilt 7 - 1875

Cilt 8 - 1876

Cilt 9 - 1877

Cilt 10 - 1878

Cilt 11 - 1879

Cilt 12 - 1881

Cilt 13 - 1888

Cilt 14 - 1892

Cilt 15 - 1894

Cilt 16 - 1896

Cilt 17 - 1898

Cilt 18 - 1900

Cilt 19 - 1901

Cilt 20 - 1902

Cilt 21 - 1903

Cilt 22 - 1904

 

Trabzon Vakfı Yayınları

Trabzon Vilayet Salnameleri

22 Cilt, 2. Hamur,

Sert Sıvama Kapak

ISBN: 978-915-7871-11-7

Etiket Fiyatı: 660,00 TL 

 

 

http://www.e-hamsi.com/asp/show_stock.asp?product=9789157871117


Tarih: 15:45, 20/8/2009 Kategori: Haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Ortak Noktaları Samsun!


[55+Nokta+Kuzey.jpg]



Neyzen Tevfik, Orhan Gencebay, Aliye Rona, Vahi Öz, Nebahat Çehre, Ahu Türkpençe, Ferhan Şensoy, Levent Kırca, Vedat Türkali, Hüseyin Avni Lifij, Bedri Koraman gibi onlarca değerli ismin ortak noktası Samsun'lu olmaları.





55 Nokta Kuzey/ Samsun Sanat Atlası 19 Mayıs 1919'un 90. yılına bir armağan. 2005 yılında hazırlıklarına başlanan çalışma, 19 Mayıs 1919'un 90. yıldönümüne yetiştirildi.

 

Çalışma beş bölümden oluşuyor: Tiyatro, sinema, müzik, edebiyat ve resim-heykel-karikatür. Her bölümde 11 sanatçıya yer verildi. Çalışmaya Samsun'un plaka numarası olan 55 rakamıyla sınırlılık getirilmiş.

 

Samsun Sanat Atlası'nı hazırlayan 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim görevlisi Sıddık Akbayır, böyle bir çalışmaya neden gereksinim duyulduğunu şöyle anlatıyor: "Samsun'un kültürel belleğini yitirme gibi bir tehlikeyle karşı karşıya bulunduğu ve bu tehlikenin çok da uzak olmadığı fark edildi. Sözgelimi bu çalışmada geçen 55 ismin, -Orhan Gencebay, Levent kırca, Ferhan Şensoy, Yıldıray Çınar, Mehmet Aslantuğ, Vedat Türkali gibi adı çok bilinen bazı isimler dışında- Samsunlular ve Samsun'da yaşayanlar tarafından pek de bilinmediği görüldü. Hüseyin Avni Lifij, Rafet Ekiz, Orhan Taylan gibi çok önemli birçok resseman; Bedri Koraman, Semih Poroy, Behiç Ak gibi birçok karikatüristin Samsunlu olduğunun bilinmediği de bir gerçek."

 

 

"İki Şey Ancak Ölümle Unutulur: Anamızın Yüzüyle, Şehrimizin Yüzü"

 

Şehir ve sanat arasındaki ilişkiye kitapta şu sözlerle vurgu yapılıyor:

 

"Şehirle sanatçı arasında kopmaz bir bağ vardır. Montaigne, "Beni Fransız yapan Paris'tir" sözüyle de şehrin sanata ve sanatçıya olan etkisini vurgular. İleride birçok yeteneğin de "Benim sanatımın temelinde Samsun'dan izler vardır. Beni sanatçı yapan Samsun'dur" gibi sözleri söyleyebilmesi için Samsun'un sanatına, sanatçısına, sanatçısının da Samsun'a sahip çıkması gerektiği üzerinde özellikle duruldu. Çünkü şehirle sanatçı arasındaki bu, çok özel bağ, sanatın kadim konularından biridir. "İki şey ancak ölümle unutulur: anamızın yüzüyle, şehrimizin yüzü" diyen Nazım Hikmet'in; İnsan yaşadığı yere benzer/ O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer/ suyunda yüzen balığa/ Toprağını iten çiçeğe... diyen Edip cansever'in ve "Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın- Bu şehir arkandan gelecektir/ Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın/ aynı mahallede kocayacaksın- aynı evlerde kır düşecek saçlarına/ Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda" diyen Kavafis'in de anlatmaya çalıştıklarının aslında hep aynı 'şey' olduğu görüldü."

 

Samsun Valiliği'nin desteğiyle hazırlanan 55 Nokta Kuzey/ Samsun Sanat Atlası'nda yer alan sanatçıların isimleri şunlar:

 

 

SİNEMA:

Ahu Türkpençe, Aliye Rona, Hikmet Karagöz, İhsan Gedik, İsmail Güneş, Mehmet Aslantuğ, Nebahat Çehre, Orçun Sonat, Süreyya Duru, Şefik Döğen, Vahi Öz

 

TİYATRO:

Avni Dilligil, Cem Kaynar, Dilruba Saatçi, Erhan Yener, Ferdi Akarnur, Ferhan Şensoy, Levent Kırca, Murat Dölek, Ragıp Erden, Yaşar Gündem, Yekta Keçeli

 

 

MÜZİK:

Cavit Ersoy, Erol Erdinç, E. Bayraktarkatal, İsmet Nedim, Neyzen Tevfik, Orhan Gencebay, Orhan Hakalmaz, Taner Çağlayan, Turhan Taşan, Yıldıray Çınar, Yıldırım Bekçi

 

EDEBİYAT:

Cemal Safi, Erdoğan Alkan, Fazıla Atabek, Oktay Güzeloğlu, Ruhi Göktekin, Türkan Yeşilyurt, Vedat Türkali, Vüs'at O. Bener, Yılmaz Elmas, Zerrin Koç, Zeynep Aliye

 

 

 RESİM-HEYKEL KARİKATÜR:

Bedri Koraman, Behiç Ak, Gökhan Yerlikaya, Hüseyin Avni Lifij, Mesut Yavuz, Metin Ekiz, Namık İsmail, Orhan Taylan, Rafet Ekiz, Semih Poroy, Turgut Çeviker

 

/Yasemin Arpa

ntvmsnbc

19 Mayıs 2009

 

http://www.ntvmsnbc.com/id/24967682/


Tarih: 01:30, 29/7/2009 Kategori: Haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Evliya Çelebi Seyahatnâmesinde Lâdik


 Lâdik şehri ve kalesinin vasıfları 

Amasya kayserlerinden Havik denilen zatın yapısıdır. Nice meliklerin eline geçtikten sonra Dânişmendlilerden Melik Gazi Hazretleri gelip burayı fetheder. MelikGazi şehri fethettiğinde kumandanlarından Selman Han “Sancağı kale üzerine dikmeyelim” der. Melik Gazi “Lâ, dik sancağı!” yani “Hayır, dik sancağı!” der. Bu konuşma üzerine kaleye “Lâdik Kalesi” ve şehre de Lâdik” denilmeye başlanır.

 

Osmanlı ülkesinde üç Lâdik şehri vardır. Birincisi Konya Lâdik’idir ki büyük bir şehir iken celâli ve paşalar zulmünden dolayı hala bir kasabacık halinde kalmıştır. İkincisi Van vilayetindeki “Kör Lâdik” sancağıdır. Üçüncüsü de bu Amasya Lâdik’idir. Burası Allah’a vakf olmakla harap olmamıştır.

 

Yıldırım Bayezid Han Amasya kalesini fethettiği zaman bu Lâdik Kalesi de cenk ve kavgasız “Timurtaş Paşaya teslim olmuştur. Bayezid Han, kalenin anahtarları kendisine teslim edildiğinde Lâdik ahalisi için “refah üzere mutluluk içerisinde uzun yaşayalar” diye hayır duası etmiştir. Hala bu hayır duası sebebiyle bütün ahalisi uzun ömürlü, zevk ve şevk ehli salih insanlardır. Şehzade Bayezid-i Veli Amasya’da mutasarrıf iken her sene altı ay gelip Lâdik’te kalırdı. Bu yüzden şehirde güzel bir has bahçe yapıp bırakmıştır ki hala bahçe ustası, kırk adet bostancı hademesi ve korucuları vardır. Çayırı büyük mirahor tarafından korunur. Şehir merhum Sultan Ahmed Han’ın validesi Bülbül Hatun’un vakfı olup ahalisi vergiden muaftır. Sivas Eyaleti Valisi tarafından dahi bu şehre adam gönderilip müdahale edilemez.

 

Kadısı üç yüz akçe payeli olan seçkin bir kazadır. Kadıya senede altı kese hâsıl olur. Şehrin bütün ahalisi şer’-i şerife itaat eder insanlardır. Şeyhülislamı, nakîbü’l-eşrafı, uleması, sulehâsı, a’yan ve eşrafı vardır. Sipahi kethüda yeri, yeniçeri serdarı, şehir nâib ve muhtesibi, kapan emini ve göl emini vardır.

 

Kalesi şehrin güneyinde göklere uzanmış, dört köşe, köhne bir yapıdır. İçerisinde imaretleri olmadığından dizdarı ve kale neferleri de yoktur. Ancak hünkâr bahçesi ustası vardır. Bostancı neferleriyle dağları ve sair koru ormanlarını koruyup kollar.

 

Şehir onyedi mahalledir. Bunlardan Bey, Kellez, Yeni Cami’, Kavak, Tekke, Şehreküsdü, Yarımca, Dağ, Polad ve Bahşi mahalleleri şehrin meşhur mahalleleridir. Bu mahalleler içerisinde büyük küçük kırkyedi mihrab (namaz kılınan yer) vardır. Altısında Cuma namazı kılınır. Üçü de eski sultan cami’leridir. Sultan Ahmet Han Cami’i, Davud Paşa Cami’i, Tekke Cami’i, Şehreküsdü Cami’i ve Kellez Cami’i meşhurlarıdır. Diğerleri ise mescidlerdir.

 

Şehirde üçbinyirmi adet kiremitli, bağlı, bahçeli ev vardır. Yedi adet tarikat ehli tekkesi vardır. En meşhuru olan Hazret-i Seyyid Ahmed-i Kebir tekkesi ma’mur olup gönül ve irfan ehlinin karargâhıdır. Gelen-gidenlere nimeti bol büyük bir vakıftır.

 

İki hamamı vardır. Çarşı içerisindeki eski hamam ve Yeni Cami’ mahallesindeki Yeni hamam pâk ve temiz, tellakları zarif insanlardır. Yedi tane de hanı vardır. Kapan Hanı, Halim Bey Hanı, Emir Hüseyinoğlu Hanı, Seydi Ahmed Efendizâde Ali Çelebi ve Buğday Pazarında Tennik Hanı meşhurlarıdır. Çarşı içerisinde merhum Davud Paşanın kârgir olarak inşa edilmiş büyük kervansarayı Allah rızası için gelen-gidenlere konaklama yeridir. Yanında berrak bir pınar vardır.

 

Lâdik’te dörtyüz adet dükkân vardır. Davud Paşa’nın hayratı kârgirden bina edilmiş büyük bir bedesten vardır. Bedestenin iki tarafında varolan seksen adet ma’mur dükkân Davud Paşa Cami’isinin evkafıdır. Toplam kırk adet vezir, miri miran ve sair a’yan sarayı vardır. Meşhurları Osman Paşa Sarayı, İbrahim Bey Sarayı, Hacı Bey Sarayı, Hüseyin Bey Sarayı, Alaybeyi Sarayı ve Mustafa Bey Sarayıdır. Bu sarayların her birinde birer hamamdan başka kırkbeş ev hamamı vardır.

 

Şehirdeki tüm cami’lerde her gün ilim mübahaseleri olur. Dersiamları vardır. Onsekiz yerde çocuk mektebi vardır. İki tane imaret yemek evi vardır. Su ve havasının lâtif oluşundan güzelleri çoktur. İleri gelenler temiz kumaşlar ve samur kürk giyerler. Beyleri, paşaları, ikiyüzden fazla yüksek mansıp elde etmiş kadı efendileri, büyük şeyhleri, iyi halli halim ve selim insanları vardır. Türkistan şehirlerinden gelmiş iyi sipahileri ve bilgi sahibi insanları çoktur. Orta halli olan insanlar tüccar ve sanat ehlidir. Erkekleri tertemiz bir şekilde çuha ferace ve kontuş giyerler. Kadınları kadife çakşır üzerine sarı çizme ve çuha ferace giyerek beyaz yüz örtüsü örtünüp sivri diba takke giyerler ve gayet edepli bir şekilde yürürler. Hamamdan ve ziyaretlerden başka bir yere gitmezler. Gayet edepli, sâliha ve iffetlidirler.

 

Yiyecek, İçecek ve Ürünleri:

Göksulu (göğsümü) armudu o kadar güzeldir ki başka yerlerde olmaz. Karaman armudu ve abdan kirazı da çok güzeldir. Osmanlı ülkesinde Sapanca somunundan sonra Lâdik’in Memecik ekmeği meşhurdur. Yayla ve kışı fazla olduğundan üzüm, kavun, karpuz, incir, zeytin ve nar gibi meyveleri olmaz. Ancak “Akdağ Balı” adıyla meşhur saf balı vardır ki ne Girid balına, ne Adana balına ne de Sığla balına benzer. Bu bal amber kokulu Allah vergisi bir baldır ve binlerce kutu İstanbul ileri gelenlerine hediye olarak gider.Burada üretilen beyaz sâdelik pamuk bez,Acemlerin Lefkûri ve Musul bezinden daha ince ve beyazdır.

 

Mesire Yerleri:

Şehir içinden akan Ballıkaya suyunun başı bir mesire yeridir. Şehrin kıble tarafındadır. Diğer mesire yeri de, şehrin doğusunda “Frenk Gözü” demekle meşhur berrak nehri olan yerdir. Hüseyin Paşa, bu suyun üzerine gezinti yeri olmak üzere bir Havernak köşkü yaptırmıştır. Bütün zevk sahipleri burada zevk-ü safa ederler. Temmuz ayında dahi bu su o kadar soğuk olur ki içinden üçtaş dahi çıkarılamaz. Ballısu ve Ferenk pınarı şehrin içinden akarak nice sarayları, han, hamam, cami ve bahçeleri sularlar. Şehir içinde nice un değirmenlerini döndürüp Lâdik Gölüne dökülürler.

 

Gezinti yerlerinden biride “Akpınar başı”dır. Burada da soğuk akarsu vardır. Fakat bu su şehre gelmeyip, şehir dışındaki tarla ve bağları sular. Bu akarsu, şehrin kuzeyindeki dağlardan doğar ve Lâdik gölüne dökülür. Lâdik Kalesinin batı tarafında “Manastır” denilen bir gezinti yeri daha vardır. İnsana ferahlık veren çimenlik bir yerdir. Buradan akan suya “Ramcı nehri” derler. Maarra suyundan lezzetli ve temiz bir sudur.Bu su kale altında iki kola ayrılır.Bir kolu “Hıdırlık” ziyaret yerinden aşağı Kova mahallesi bahçeleri içine akar.Diğer kolu da ,şehir ayan ve eşrafının hacıları karşılamak  için çıktıkları Balı Dede Sultan Hazretleri ziyaretgâhı mesiresinden,Kozlu bağlarından aşağı akıp Lâdik halicine karışır.

 

 

Lâdik Kaplıcası:

Lâdik’e birbuçuk saat uzaklıkta, batı tarafında Hallez denilen köydedir. Hallez bağlı, bahçeli ve bir camili Müslüman köyüdür. Bu köyün altından küçük bir nehir akar ve nice un değirmenlerini döndürdükten sonra Kızılırmağa dökülür. Lâdik dağları arkasında olduğu için Lâdik gölüne dökülemez. Bu nehrin kenarında Hallez ılıcası vardır. Kubbeli güzel bir binası var. Kiraz mevsiminde bütün o havaliden araba araba ve at, eşek ve katırlara binerek binlerce insan gelip ılıcada çimerek(yıkanarak) cüzam ve alaca hastalığından Allah’ın izniyle şifa bulurlar. Ilıcanın ayağı Hallez nehrine ulaşıp Kızılırmağa kavuşur.

 

 

Lâdik Gölü:

Lâdik’in doğusunda, etrafı ancak bir günde dolaşılabilecek bir göldür. Onbir çeşit balığı vardır ki her birinin lezzetini ve özelliklerini tafsilatıyla anlatsak söz uzar. Amma balıklarından turna balığı, Musa sofrası kadar leziz ve kuvvet vericidir. Gölün çevresi ma’mur köylerle çevrilidir. Dört tarafından; Zuday, Sonisa, Kavza ve Zeytun dağlarından gelen yirmialtı adet akarsu buraya dökülür. Bir tarafa ayağı yoktur. Kenarındaki “Boğaz Köyü” gayet güzel ve ma’mur bir köydür. Gölün civarında otuz adet köy vardır. Bu köyde olan kaymak hiçbir yerde yoktur. Küleğinin(süt kabı) içerisinde iken keçi oğlağı kaymak üzerine bassa tırnakları kaymağa tesir etmez. Kaymağı bıçak ile keserler. Sakız gibi çiğnenir, lezzetli ve güzel kokuludur.

 

Lâdik’in güneyinde yer alan Amasya sekiz saat uzaklıktadır. Doğusunda Niksar vardır. Kavak kazası bir konak mesafededir. Batısında Köprü şehri vardır. Yine batısındaki Zeytin kazası bir konak mesafededir. İskelesi kuzeyinde, Karadeniz sahilindeki Samsun ve Sinop şehirleridir.

 

 

 

Lâdik’in Ziyaret Yerleri:

Eş-Şeyh Seyyid Ahmed-i Kebir ziyaretğâhı: Şeyh Seyyid Ahmed-i Kebir burada medfundur. Eş-Şeyhu Ekber’den irşad alıp, sonra onun yerine halife olmuş ulu sultandır. Hâlâ herkesçe ziyaret edilir. İkisi de Eski Cami’de medfundurlar. Eski Cami’i Hicri 852 ( Miladi 1448) senesinde onlar bina etmişlerdir. Orhan Gazi ulema ve meşayihinindendirler. Kale altında eş-Şeyh Yavedûd Sultan ziyaretğâhı, Kova mahallesinden yukarıda Hıdırlık ziyaretğâhı, hacıları karşılamaya çıkılan yerde Balı Dede ziyaretğâhı vardır. Merhum Gazi Tayyar Mustafa Paşa’da burada büyük bir kubbede gömülüdür.

 

Bu şehirde Paşa efendimizle üç gün kalıp, büyük ziyafetler tertip olundu. Sonra kalkıp batı tarafına beş saat giderek, Şahin Ağa köyüne geldik.  İki yüz haneli Müslüman köyüdür.

 

Yine Seyahatname’de, XVII. asırda Oğuzların Anadolu’yu istilası sırasında Lâdik alınırken, Ümeradan Süleyman Gazi kaleye girip, Melik Ahmet Danişment Gazi bayrağı dikmek ister. Ancak fikrini değiştirip Arapça‘da nefi (olumsuz) manasına gelen “La” dediği ve sonra vazgeçip “Dik” diyerek bayrağı diktiği belirtilmektedir.

 

Bu kasabanın içinde ve etrafında Türk kabilelerinden Doğanlı oymağı meskûndur. Doğanlı Oymağı Beyi Sulu Bey, Melik Ahmed Danişment Gazinin kızı İledük Hatun ile evli olmasıyla damadıdır. Melik’in kızı(nın) oğulları (torunları), yani Sulu Beyin oğulları Arslan Doğmuş ve Uluğ Beyler olduğu eski eserlerden anlaşılmaktadır. Emir-i Kebir Bedrettin Şehinşah bin Arslandoğmuş el-Teğani dahi Niksar’da medfun ve kitabesi mevcuttur. Lâdik’te Kız Oğlu ve Doğanlı adlarıyla büyük köyler, malikâneler bulunduğuna dikkat olunarak bu kasabanın adının “İledük Hatun”, diğer tabirle “İledik Hatun”dan neş’et ettiği tahmin olunabilir.

 

 Lâdik kasabasının güney tarafı dağ ve diğer tarafları açık, düz bir ovaya nazır olduğundan umumi manzarası gayet güzel, havası sağlam ve rutubeti iyidir. Onyedi mahallesi olup bunlardan Bahşi, Koğa, Kilyas, Saray, Zaviye, Kızılsini ve Kösere mahalleleri eskiden beri vardı. Kasaba büyüyünce Cami’-i Cedid, Harmanlar, Hanpınarı, Hacıalipınarı, Şehreküsdü, Sun’ullah Paşa, İskaniye, Namazgâh, Taşlıpınar ve Kilise mahalleleri kurulmuştur. Beşyüz kadar hanesi vardır.

 

Zaviye Mahallesinde bulunan cami’-i şerif kiliseden çevrilmiş ve yanına bir minare ilave edilmiştir. Cami’-i Cedid Mahallesinde Hicri 891 (Miladi1486 )’de vezirlerden Davud Paşa tarafından bina edilen cami’ yıkılmaya yüz tuttuğundan Hicri1085 (Miladi1675)’de Sultan Dördüncü Mehmet Han Hazretleri tarafından yenilenerek ve iki minare de ilave edilerek ihya edilmiştir. Bahşi Mahallesinde Hicri 915 ( Miladi 1510 )’te Amasya Valisi Şehzade Sultan Ahmed’in validesi Bülbül Hatun tarafından bir cami’-i şerif ve hamam bina edilmiş ve evkafı tanzim olunmuştur. Bu camiler umu men kârgirdirler ve sağlamdırlar.

 

Hicri 1112 (Miladi 1701)’de Cami’-i Cedid Mahallesinde eski Şeyhülislam Lâdikli Mehmet Efendi on iki hücreli bir medrese-i âliye ve gayet muntazam kârgir olmak üzere cami’, bedesten ve taşhan bina etmiş ve Hicri 1117( Miladi 1706 )’de bunları medrese ve cami’-i şerife vakf etmiştir. Bahşi Mahallesinde bulunan dokuz hücreli ahşap medrese Hızır Paşa tarafından bina edilmiş olup evkafı vardır. Zaviye Mahallesinde beş hücreli olmak üzere yakın zamanda bir medrese daha bina edilmiştir.

 

Bu dinî ve ilmî müesseselerden başka Mesud Bey, Sun’ullah Paşa, Polad Bey, Emir Ahmet Çelebi ve Hacı Yunus Ağa taraflarından bina edilmiş birer mescid, cami’-i şerif, bir mekteb-i rüşdî, bir mekteb-i ibtidaî ve bir inas mektebi vardır. Hicri 1323(Miladi 1906) tarihinde Çerkez Karabeyzâde Ömer Bey Saray Mahallesinde güzel bir hamam bina etmiştir.

 

 Ayrıca Lâdik kasabasında es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed-i Kebir-i Rufaî Hazretlerinin türbesi çok meşhur olup evkafı, imareti ve tekkesi vardır. Kasaba civarındaki Balı Baba tekkesi de meşhur ziyaret yerlerindendir.

 

Sadeleştiren: Rasim Erol

 

 Evliya Çelebi Seyahatnamesi (Topkapı Sarayı Bağdat 304 yazmasının Transkripsiyonu-Dizini) ,Yapı Kredi Yayınları, 1999, İstanbul; Hazırlayanlar: Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.” kimliğine sahip olan kitap, orijinal yazma nüshanın transkripsiyonu şeklindedir. Bu metin, Evliya Çelebi Seyahatnâmesinin Cilt:2, Sayfa 202-205 arası Lâdik’le ilgili olan bölümünün sadeleştirilerek alınması şeklinde oluşmuştur. Okuyucuların, Evliya Çelebi’nin 1611-1682 tarihleri arasında yaşadığını, 19 Ağustos 1630 gecesi gördüğü meşhur rüya üzerine Osmanlı coğrafyasını adım adım gezmeye başladığını ve Seyahatnâme’nin bu gezilerin kaleme alınması şeklinde ortaya çıktığını dikkate alarak okumalarının daha faydalı olacağı kanaatindeyim.(R.E.)


Tarih: 21:46, 11/7/2009 Kategori: Haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

19 Mayıs İlçesi Tarihi Turistik Mekanlar


19 Mayıs / Yörükler Beldesi / Kızılırmak Deltası

Kızılırmak nehrinin taşıdığı alüvyonların oluşturduğu ülkemizdeki en büyük deltalardan birisidir. İdari olarak Samsun ilinin Engiz, Bafra ve Alaçam ilçeleri sınırları içerisinde yer almaktadır.

 

 

19 Mayıs / Yörükler Beldesi / Yörükler Beldesi

İlçeye 5 Km uzaklıkta olan Yörükler Beldesi, uzun ve bakir sahilleri, ender görülen Galeriç subasar ormanları, dünya kuş yolları üzerinde bulunan Balık gölleri mevkisi ile görükleme değer alanları olan bir yerleşimdir.

 

19 Mayıs / Yörükler Beldesi / Yörükler Hamamı

Samsun ili, Ondokuzmayıs ilçesi'nde Balık Gölü yakınında bulunan bu hamamın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber, yapı üslubundan XIX.yüzyılın ikinci yarısına ait olduğu sanılmaktadır. Hamam, moloz ve kesme taş ile yer yer tuğladan yapılmıştır. Soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir.

 

19 Mayıs / Yörükler Beldesi / Hızır-İlyas Höyüğü (Yörükler Tümülüsü)

Yörükler Belediyesi'nin yakınında bulunan tümülüs Roma döneminin kültürünü yansıtmaktadır.

 

19 Mayıs / Yörükler Beldesi / Galeriç Ormanı ( Subasar Orman )

Bu bölgenin yaban hayat açısından en ilginç alanlan ise ilkbaharda tabanı tamamen suyla kaplanan yaprak döker ormanlarıdır. Bu ormanlar günümüzde parçalanmış olmakla birlikte Yörükler Beldesi kuzeyinde kalan Galeriç ormanı henüz bütünlüğünü korumaktadır. Kızılırmak Deltası barındırdığı kuş varlığı açısından çok büyük öneme sahiptir. Bu anlamda deltanın varlığı ülkemize uluslararası platformda prestij sağlayacağı gibi, doğa turizmi, çevre eğitimi, bilimsel araştırma vb. gibi konularda çok büyük bir potansiyeli oluşturmaktadır

 

19 Mayıs / Yörükler Beldesi / Taş Köprü

Yörükler-Kalaba Mahallesinde yer alan köprü, 19,yüzyıl Osmanlı eserlerindendir. Taş malzeme ile yapılmıştır. Tek kemer­li olup, ayaklarının büyük bir kısmı toprak altında kalmıştır.

 

 

19 Mayıs / Yörükler Beldesi / Şeyh Beyk (Şahbey) Türbesi

Orta Asya'dan ilçeye göç eden Türkmenler döneminde yapıldığı kaydedilmiştir. Sayısız Anadolu Evliyalarından biri olduğu ifade edilen Şeyh Beyk türbesi, Yakın zamanda hayır sever bir vatandaşın katkılarıyla restore edilmiştir.

 

19 Mayıs / Merkez / Nebiyan Dağı

Nebiyan Dağı ilçe merkezine 30 Km. uzaklıkta olup, tipik Karadeniz yayla görünümüne sahiptir.

Nebiyan Yaylası olarakta anılan alanda; oto tırmanma, yayla turizmi, dağcılık, yürüyüş-tırmanış,

foto safariler yapılabilir.

 

19 Mayıs / Yörükler Beldesi / Yörükler Taş Köprü

Yörükler Beldesinin Kalaba Mahallesindeki taş köprü 19. yy. Osmanlı köprüsüdür. Taş malzemeyle yapılmış olan köprünün önemli bir kısmı toprak altında kalmıştır. Basık kemerli, tek gözlü, düzgün kesme taştan yapılmıştır.

 

19 Mayıs / Merkez / Ahşap Camii

Fatih Bulvarı üzerindedir. Tamamen ahşap malzemeyle yapılmış olan cami, mezarlık alanında bir bahçe içinde yer almaktadır. Tek katlı olarak inşa edilen ahşap cami büyük kalaslara oturmaktadır.

 

http://www.bafratso.org.tr/index.cfm?action=19mayis&page=turizm

 


Tarih: 22:24, 10/7/2009 Kategori: Haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Atatürk’ü 19 Mayıs 1919 ‘da Samsun iskelesinde karşı


Sakine Baturay

(1896 - 1974)

Atatürk’ü 19 Mayıs 1919 ‘da Samsun iskelesinde karşılayan tek kadın.

 

 


 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurcusu Ulu Önder M.Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 günü Samsuna çıkışı Türk İstiklal Harbinin başlaması ve kendisinin de doğum günü kabul ettiği günüdür. Atatürk’ün Samsuna gidiş nedeni ve kişi sayısı hakkında devamlı araştırma konusu olmuştur. Ancak biz bu konuya girmeden asıl konumuz olan “Atatürk’ü Samsun iskelesinde karşılayan tek kadın Sakine Hanımı” yazacağız.


 

16 Mayıs 1919 Cumartesi günü, İstanbul’dan kalkan, Kaptan İsmail Hakkı (Durusu) idaresindeki Bandırma Vapuru, Dokuzuncu Ordu Kıta’ları Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) ile mahiyetini Samsun’a götürüyordu. Atatürk, Samsun ve çevresinde asayişi düzenlemekle görevli idi. 18 Mayıs 1919′da Sinop’a geldiler. Atatürk, iskeleye çıkarak, karadan Samsun’a yol olup olmadığını sordu, olmadığını öğrenince de tekrar vapura binerek Samsun’a hareket etti. 19 Mayıs 1919 Salı günü sabahı saat 6 ‘da Samsun limanındaydı. Savaşlardan yenik çıkmış bölünmüş, umutsuz yorgun, çileli bir milleti, yeniden diriltmek, ayağa kaldırmak üzere, Atatürk’ün Samsun’a ve Anadolu’ya ilk ayak basışı o gün, o saatti.

(…)

 

Samsun’da karşılama

Fırtınalı bir Pazartesi günü Samsun sahiline demir atan ve bilinen adıyla Bandırma Gemisi’ndeki Mustafa Kemal ve arkadaşlarını ilk olarak Havuzlu İsmail’in kullandığı sandalla Kurmay Binbaşı Mahmut Ekrem Bey karşılar. Güvertede bulunan Mustafa Kemal’in yanına giden Mahmut Ekrem Bey selam verir ve “Hoş geldiniz Paşam” diyerek Mustafa Kemal’i Samsun’da ilk karşılayan kişi olur. Kurtuluş Mücadelesi’ni başlatacak olan Mustafa Kemal’i karaya ise Karakaş Mustafa lakaplı kayıkçı çıkarır. Uzun yıllar Mustafa Kemal’i karaya Havuzlu İsmail’in mi, yoksa Karakaş Mustafa’nın mı çıkardığı tartışılsa da daha sonra resmi olarak Karakaş Mustafa’nın çıkardığı kabul edilerek Karakaş’a ölümünde resmi tören yapılır. Bugün, Asri Mezarlık’ta yatan Havuzlu İsmail’in (Yurtsever) de Mustafa Karakaş’ın da mezar taşlarında Atatürk’ü Samsun’da karaya çıkaran kişi oldukları yazısı yer alıyor.

 

Paşa’yı karşılayan Samsunluların arasında ise tek bir kadın vardır. Sakine hanım. Birazdan yazacağız.  19 Mayıs’tan günümüze ayakta kalan tek iskele: Mustafa Kemal ve arkadaşları Samsun’a ilk adımlarını Reji İskelesi’nden atarlar. Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslar tarafından kentin bütün iskeleleri bombalanmış,  ancak bir tek Fransızlara ait Reji İskelesi sağlam kalmıştır. Fransızlar o dönemde Samsun’da Kurulu bir fabrikada (Reji) sigara üretmektedirler. İskele’nin adı bu nedenle Tütün İskelesi olarak da geçmektedir. Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Samsun’da küçük bir grup karşılar. Karşılamada Samsun Mutasarrıfı İbrahim Ethem bey bulunmamaktadır.  Mutasarrıf rahatsız olduğunu belirterek yerine Muhasebe Müdürü Osman Bey’den heyeti karşılamasını ve ağırlama işleriyle ilgilenmesini istemiştir.

 

Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışına ait canlandırma dışında fotoğrafının ise bulunmadığı belirtiliyor. Ancak emekli pilot binbaşı sayın Celal Uzar bana 19 Mayıs 1919’da çekilen, bu konuda İstanbul’da yaşayan bir ailede bazı fotoğraflar olduğunu, ailenin bu fotoğrafları Samsun Belediyesine gönderdiklerini, ancak bu fotoğrafların kayıp olduğunu söyledi. Belki bir gün bir yerden çıkar. 

 

Grubun Konaklaması

Mustafa Kemal ve arkadaşları kalabalık oldukları için tek otele yerleştirilemezler. Atatürk ve bir grup maiyetiyle birlikte Jean İonnis Mantika’ya ait olan “Mantika Palas”a yerleştirilirler. Diğerleri ise bugünkü Samsun Ticaret ve Sanayi Odası’nın yerinde bulunan o zamanki Karadeniz Oteli’nde kalırlar. Mantika Palas, uzun yıllar “Mıntıka Palas” olarak adlandırılmış ve günümüzde “Gazi Müzesi” olarak kullanılıyor.

 

Atatürk’ün Samsun’a gelişi İngilizler tarafından tedirginlik yaratırken, halk tarafından henüz önemi anlaşılamamıştır. Beş yıl sonra (20 Eylül 1924) büyük coşkuyla karşılanacak olan Mustafa Kemal’in Samsun’a ilk gelişi ise o günkü gazetelerde yeterince yer bulmaz.  25 Mayıs’ta Havza’ya giden Mustafa Kemal, bazı kaynaklara göre Mantika Palas’ta kısa süre konaklamış, Samsun’dan ayrıldıktan sonra ‘eski Ankara yolu’ olarak bilinen güzergâh üzerindeki Avdan Köyü’nde karargâh kurup bir süre de burada kaldıktan sonra Havza’ya geçtiği belirtiliyor.

 

Şimdi asıl konumuza dönelim. Geçenlerde Torbalı parkında sayın Orhan Baturay ile bir çok yaşlı kimse ile sohbet ediyorduk. Orhan bey bir ara annesi Sakine Hanımın kendilerine hayatı boyunca “ben Mustafa Kemal Paşa’yı Samsun’da 19 Mayıs 1919 günü iskelede karşılayan tek kadındım “ diye gurur duyduğunu anlatınca bu konuyu araştırayım dedim.

 

Sakine Hanım, Orhan beyin dediğine göre Erzurum İspir ilçesi Baksır-Kındız köyü doğumlu. Babası Hasan Reis. Samsun’da eşraftan Ömerzadelerin yanında takada çalışıyor. Romanya’-Köstence’den Samsun’a petrol taşıyorlarmış. Yani her ne kadar Hasan Reis Erzurum’lu ise de gurbetçi. Sakine hanım 1896 doğumlu. Nüfus kâğıdına göre Samsun doğumlu. Ancak o kayıtta bir tutarsızlık var. Sakine hanım 1911 veya 1912 de Muhsin adlı birisi ile evlenmiş. Bu evlilikten Lütfü adında bir çocuk olmuş. Ancak çocuk ayakları içe doğru 90 derece dönük.. Yani sakat. Bu arada kocası Muhsin Bey Yemen harbinde askerde kalmış. Köy Ermenilerin katliamına uğramış. Sakine hanım tek sakat çocukla kışın 2,5 ay süren bir yolculuktan sonra Samsun’a babasına sığınmış.

 

Orhan Bey annesinin bu yolculuk sırasında geçtikleri köylerdeki Ermeni mezalimini anlatırken özellikle kazığa oturtulmuş Müslümanları anlatırken ağladığını belirtti. Samsun’a varınca önce oğlunun düzgün yürüyebilmesi için devlet hastanesine yatırır. Hastanede ortopedist Amerikalı doktorlar vardır. Amerikalı doktorlar oğluna tedavi ederken Sakine Hanım diğer hastalarla da ilgilenir. Yani bir bakıma gönüllü hastabakıcıdır. Bu durum Amerikalı doktorların dikkatini çeker. Oğlu Lütfü ameliyatla tedavi olur. Ama Sakine Hanım hastabakıcı olarak işe alınır. Bu arada Amerikalı doktorlardan İngilizce ve Latin alfabesini öğrenir. Sakine Hanım girişken, aktif ve zeki biridir. Hele hele konumu hastabakıcı da olsa şehirde ne olup bittiğini saati saatine öğrenmektedir.

 

Şehre Mustafa Kemal’in geleceği öğrenince eşraftaki kişilerle beraber tek kadın olarak iskelede karşılar. Sakine Hanım tüm hayatı boyunca bu anı tanıklık eden tek kadın olmanın gururunu çocuklarına hep anlatır. Sırf çocuklarına değil etraftaki kişiler de. Ben bu araştırma sırasında yakında bulunmuş kişilerden aynı yönde bilgiyi teyit ettim. Örneğin Sayın Hasan Varlık abiye konuyu açtığımda o da bana aynı bilgiyi kendisinden duyduğunu söyledi. Her ne kadar bu küçük ayrıntı o gün için önemsiz olsa dahi bugün için bilinmesi açısından önemli. Bu da bana nasip oldu. Bu bilginin teyit etme şansı şuan için ne yazık ki yok. Ama ileride ortaya çıkabilecek bir belge veya anı defteri veya günlük veya bir fotoğraf bu bilginin güçlenmesini sağlayacaktır.

 

İstiklal Harbi boyunca Samsun’lu kadınları örgütler. Ömerzadeler de kendini destekler. Onlardan pamuk ve yün toplatır. Bunlar kirmanlarda eğrilir. Cephedeki askere içlik olarak dokunur ve cepheye gönderilir.

 

Denizli’nin Çal ilçesinin Süller köyünden olan Abdullah Bey rüştüye (ortaokul) mezunudur. Askere sıhhiye eri olarak alınır. 11 yıl doğu cephesinde görev yapar. Sahra hastanesinde çavuş olur. O günün adeta doktoru. Seferberlik (Mondros Mütarekesi ) sonrası terhis olur. Memleketine gemi ile dönmek için Samsun’a varır. Hastaneye hastabakıcı arandığına dair ilânı görünce imtihana alınır ve işe başlar. Bir süre sonra Sakine hanımla tanışırlar ve evlenirler. Ancak Abdullah Bey sağlığından dolayı bir süre sonra memleketine dönmek zorunda kalır. Halı ticaretine atılır. Başarılı olamaz. Tayin ister. Bakanlıkça sıtma savaş memuru olarak 1929 yılında Torbalı’ya atanır. At sırtında yıllarca sıtma ile Torbalı ve Menderes köylerinde mücadele eder. Evden bir çıktımı ancak 20 gün sonra dönmekte, aldığı kan örneklerini İzmir’e göndermekte ve kinin tedavisini bizzat yürütmektedir. Köylerde âdeta doktor olur. Sakine hanım ile evliliğinden 2 çocuğu olur. Soyadını Atatürk döneminin ünlü denizaltısı Baturay olarak alır. Çünkü bu denizaltılara isimleri bizzat Atatürk tarafından verilmiştir (Saldıray - Baturay -  Yıldıray) 

 

Sakine hanım okumaya çok düşkündür, özellikle de tarihe. Abdullah Bey 1954 yılında malûlen emekli olur. 1973 yılında vefat eder. Sakine hanım mahallenin sağlıkçısıdır. Kendisi de 1974 yılında vefat eder. İlk oğlu Lütfü Şahiner devlet tarafından İsveçre’ye eğitime gönderilir. Makine Mühendisi olur. İzmit Seka da çalışır. Diğer oğlu Orhan Bey sanat enstitüsü elektrik bölümünü bitirir. Torbalı’nın ilk elektrik tesisatını çeker. Diğer oğlu Mehmet emekli olur. Geride tek yaşayan Orhan Bey yaşamaktadır.

 

O günün şartlarında Mustafa Kemal’i karşılama cesaretini gösteren bu aydın Türk kadının saygı ve rahmetle anıyoruz. Bu çalışmada benimle bilgi ve özel  fotoğraf arşivini paylaşan sayın Orhan Baturay’a, sayın Hasan Varlık’a, Sayın Celal Uzar’a buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Her zaman söyledim. Tüm hatalar tarafıma aittir. Hiç bir iddiam yoktur. Amacımız kayıt altına alınmadır. Bu araştırmanın ileride yapılacak akademik çalışmalara ışık tutması dileği ile. Kalın sağlıcakla.

 

/Necat ÇETİN

Yerel Tarih Araştırmacısı Torbalı İzmir

 

http://www.biyotarih.com/?p=722

 


Tarih: 22:03, 14/6/2009 Kategori: Haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Samsun'un Manevi Sultanları


Samsun'u üç taraftan kuşatan manevi atmosferin sahibi, yaşadıkları dönemde insanların karanlık ruhlarını iman nuruyla aydınlatan 'Evliyalar', geçen onca zamana rağmen insanlara manevi destek olmaya devam ediyorlar.


 

Türkiye coğrafyasını incelediğimizde baştan başa evliya kabul edilen kişilerin mezarları ile dolu olduğunu görürüz. Anadolu'nun müslüman kimliğe bürünmesi sürecinde büyük rol oynayan bu zatlar ölümlerinden sonra da bulundukları yerlere ayrı bir huzur ayrı bir sukünet havası hasıl etmişlerdir. İnsanlar manevi hastalıklarına çare amacıyla gittikleri türbelerde gönülleri ferahlamış olarak geri döner.

ELKAMT

Türbe ve kabristanlıkları ziyaret önemlidir. Bizim kültürümüzde şehirlerle mezarlıklar iç içedir. Hayatla ölüm, maddeyle mana, bedenle ruh, dünyayla ahiret bir bütünlük oluşturmaktadır. Türbe ve kabristanlıklar ölüme tefekkür, ölüm gerçeğini idrak için ziyaret edilir. İbret almamızı, kendimize çekidüzen vermemizi ve akıbeti hayırla noktalayabilmemizi, takıntılardan ve bağlardan kurtulmamızı sağlar. Bu bağlamda evliyalar maneviyat rehberimiz, Hak dostları muhabbet deryamızdır. Kişi sevdikleri ile şekillenir, değer verdikleri ile ölçülür, ilgi duydukları ile meziyete erer.

İÇ HUZURUN MİMARLARI

Sahte yüzler, saçma sözler, aldatıcı güvenceler, geçici hevesler artık kimseyi tatmin etmiyor. Birer çağdaş mabet haline gelen sahte şöhretler, yaşam felsefesine dönüşen amansız ve insafsız kavgalar, madde yarışları ve güç denemeleri yürekleri kıvrandırdıkça kıvrandırıyor. İçimizi daralttıkça daraltıyor. İnananından inanmayanına, dindarından dine lakayt kesimlere, kentlisinden köylüsüne, yerlisinden yabancısına, kadınından erkeğine ve bilgesinden cahiline tüm toplum kesimleri engin ruh atlasına, gönül huzuruna, tatmin arayışına sevdalıdır. Biz de bu amaçla Samsun'da bulunan evliya büyüklerinden 'Seyyid Kutbiddin, İsa Baba ve Kılıç Dede' türbelerini ziyaret ettik. Aslında bu zatların aynı zamanda Samsun'a geldikleri 1078 ile 1116 yılları arasında Selçuklu Savaşları'nda bulundukları söylenmektedir. Savaşta şehit düştükleri yerde de türbeleri bulunmaktadır.

İSA BABA TÜRBESİ

Hangi devirde yaşadığı bilinmeyen İsa Baba'nın kabri Samsun İlicek Mahallesi'nde, İsa Baba geçidinde ufak bir tepe üzerinde, kendi adıyla anılan caminin yanındadır. 1975-76 yıllarında Samsun Belediyesi tarafından yaptırılan caminin yerinde daha önce İsa Baba'nın tekkesi bulunuyordu. Anadolu'nun fethi sırasında şehit olan İsa Baba ve diğer Türk mücahitlerin mezarlarının bulunduğu yer küçük bir mescidi ihtiva eden kare şeklinde bir türbedir. 1815 yılında Haznedarzade Süleyman Paşa'nın torunu Memduh Bey tarafından onarılmıştır. Rivayete göre; İsa Baba, 39 arkadaşı ile birlikte Samsun'da savaşırken denizden top mermileri atılırmış. Ama İsa Baba, ellerini havaya kaldırıp dua edince top mermileri havada yön değiştirerek fırlatıldıkları gemilere isabet edip batırmış. Ancak beklenmeyen bir top mermisi, İsa Baba ve yanındaki 39 arkadaşının bulunduğu yere isabet etmiş ve hepsi ölmüş. Türbenin de içinde bulunduğu caminin hemen arka tarafında İsa Baba'nın arkadaşlarına ait olduğu söylenen 39 mezar var. Bu nedenle türbeye Kırklar Türbesi de deniyor.

ŞEYH SEYYİD KUDBİDDİN TÜRBESİ

Büyük islam alimi Abdulkadir Geylani Hazretlerinin torunu Şeyh Seyyid Kutbittin'in bulunduğu bu türbe ve yanındaki mescidin 700 yıllık bir geçmişi olduğu tahmin edilmektedir. Kütahya çinileriyle süslenmiş bu eser yöre halkının ilgi duyduğu dini ziyaret yerlerindendir. Seyyid Kutbittin Hazretlerinin Samsun'a geldiği miladi 1078 ila 1116 yılları arasında Selçuklu savaşlarında bulunduğu ve bu savaşta şehit düştüğü biliniyor. Seyyid Kutbittin Hazretlerinin şehit düştüğü yerdeki cami ise miladi 1292 yılında yapılmış.

KILIÇDEDE TÜRBESİ

Kılıçdede'nin Seyyid Kutbittin ve İsababa ile beraber Samsun'a geldikleri 1078 ile 1116 yılları arasında Selçuklu Savaşları'nda bulundukları söylenmektedir. Savaşta şehit düştükleri yerde de türbeleri bulunmaktadır.Samsun'da adını mahalleye veren Kılıçdede Türbesi de bu bölgedeki insanların her gün ziyaret ettiği türbelerden biri. Kılıçdede, 1078-1116'lı yıllar arasında Anadolu'ya yayılan Selçuklular'la birlikte bölgeye gelen ve yıllarca süren savaşlar sırasında ibadet ederken şehit düşen mübarek zatlardan biri olarak biliniyor. Rivayete göre, Kılıçdede Türbesi'nin yanında bulunan okulun bahçesinin genişletilmesi çalışmalarına başlanır. Belediyeye ait kepçeler, kazı yaparken camiye yakın bir bölümde kepçe ilerleyemez duruma gelir ve kepçenin dişleri kırılır. Kepçenin operatörü ve etraftakiler, kepçenin sert bir kayaya denk gelip gelmediğini kontrol ederler. Ancak yumuşak toprak olduğu görülünce paniğe kapılan işçiler kazmaktan çalışılan bölgenin Kılıçdede'ye ait bir alan olduğu düşünülerek terk ederler ve okulun duvarı biraz daha iç kısma alınır.

/Vedat Atıcı


Tarih: 20:49, 5/1/2009 Kategori: Haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Sergi; Belge ve Fotoğraflarla Samsun Tarihi(1870-1930)



SAMSUN, TARİHİYLE YÜZLEŞİYOR

Samsun 75.Yıl Kültür Merkezi Sergi Salonu’nda “Belge ve Fotoğraflarla Samsun Tarihi (1870–1930)” adlı sergi Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz tarafından açıldı. Serginin açılış töreninde konuşan Yılmaz, sosyal belediyecilik anlayışının ön plana çıkartılacağını söyledi

 

Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen “Belge ve Fotoğraflarla Samsun Tarihi (1870–1930)” adlı sergi 75. Yıl Kültür Merkezi Sergi Salonu’nda açıldı. Samsun’un tarihi dokusunu, gerek fotoğraflarla gerekse belgelerle gün yüzüne çıkarmak amacıyla açılan sergiye Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, Sahil Güvenlik Komutanı İlyas Koçak, Sağlık İl Müdürü Mustafa Kasapoğlu ve çok sayıda davetli katıldı.

 

SOSYAL BELEDİYECİLİK YAPACAĞIZ

Sergi hakkındaki düşüncelerini açıklayan Yılmaz, mühendisliğe dayalı belediyeciliğin yerine sosyal belediyeciliğin ön plana çıkartılacağını söyledi. Sosyal ve kültürel faaliyetlere önem vereceklerini ifade eden Yılmaz, “Biz artık mühendislik belediyeciliğini geri plana atmak ve sosyal belediyecilik yapmak istiyoruz çünkü artık sosyal belediyecilik ön plana çıktı. Sosyal belediyecilik insanların tamamen kendilerine yönelik yapabileceği faaliyetler demektir. Kent turizmini canlandırmak, sosyal ve kültürel faaliyetlere ağırlık vermek, sanatsal etkinliklerle şehri canlandırmak ve kültür seviyesini yükseltmek bizim görevimizdir” dedi.

 

Samsun’un 1870–1930 yılları arasında çekilmiş çok sayıda fotoğraf ve yazılı belgelerinin gösterildiği serginin açılışı müzik ve slayt gösterileri eşliğinde yapıldı. Sanatseverler tarafından sergi 10 Aralık Çarşamba gününe kadar ziyaret edilebilecek.
(Halk Gazetesi)



Tarih: 18:07, 2/12/2008 Kategori: Haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Bandırma Vapuru'nun Pusulası Bozuk, Kaptanı Acemi miydi?



16 Mayıs 1919 İSTANBUL
Mustafa Kemal Paşa, Yıldız’da Hamidiye Camii’ndeki Cuma Selâmlığı’ndan sonra Mahfil-i Hümayun’da Padişah Vahdettin tarafından kabul edilmiştir. Cuma Selâmlığı’ndan sonra Şişli’deki evine dönmüştür.


 

Çeşitli kaynaklarda, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gidişine  bir esrarengiz hava vermek amacıyla, Bandırma vapurunun pusulasının bozuk, Kaptan İsmail Hakkı (Durusu ) Bey’in , Karadeniz’e ilk defa çıkan acemi bir kaptan olduğu ileri sürülür.

 

Gerçekte, ne geminin pusulası bozuk, ne de kaptan acemiydi.

 

Bandırma Vapuru’nun Kaptanı İsmail Hakkı Durusu, 1871 yılında, Kayseri’nin Zincidere beldesinde  dünyaya gelmişti.

 

Babası Kaptan Hacı Ahmet Efendi’dir.

 

İsmail Hakkı, 1891 yılında “ Leyli Ticari Bahriye Mektebi”ni bitirdi.

 

Bir yıl sonra, 24 Mart günü Kayseri Vapuru’nda stajyer kaptan olarak göreve başladı.

 

Daha sonra sırasıyla “ Bahri Cedid “ ( 1892),

 

“ Dolmabahçe” ( 1892 ),

 

“ Ali Saib Paşa” ( 1893 ) gemilerinde üçüncü kaptanlık yaptı.

 

İkinci Kaptanlığa terfi ettikten sonra “ Şeref “(1897), “ Medine”( 1897), “ Mekke”( 1899), “ Selanik”(1900), “ kaplan”( 1900), “ Sakarya “ ( 1901) gemilerinde çalıştı.

 

1905 yılında hastalandığından bir süre denizlerden uzak kaldı.

 

İsmail Hakkı Kaptan, “ Bahri Cedid” ( 1905), “ Sakarya” (1907), “ Kaplan” (1907) gemilerinde İkinci Kaptan olarak hizmet yaptıktan sonra, 1 Nisan 1915 günü Doğan Vapuru kaptanlığına atandı. Ancak, aynı yıl içinde bu vapur, bir fırtına sırasında Marmara Denizi’nde battı.

 

Kaptan İsmail Hakkı Bey, Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi’nce  suçlu bulunarak açığa alındıysa da, kısa süre sonra kusuru olmadığı anlaşılınca, yeniden göreve başladı.

 

Bu kez Ankara Gemisi İkinci Kaptanı oldu.

 

5 yıl Karadeniz’de sefer yaptı.

 

1919 yılının 1 Mayıs günü, bu kez Bandırma Vapuru kaptanlığına getirildi.

 

Bandırma Vapuru’nun Kaptanı iken tarihe geçen ve bu tarihi seferi yaparken 27 yıllık denizci olan İsmail Hakkı Bey, 1922 yılının 10 Ağustos günü yaş haddinden emekliye ayrıldı.

 

Soyadı kanunu çıkınca, DURUSU soyadını aldı.

 

Ömrünün son yıllarını Kasımpaşa Çiviciler Mahallesi’ndeki  üç katlı ahşap evinde geçirdi.

 

Kuş beslemek, bahçedeki çiçeklerle uğraşmak onu dinlendiriyordu.

 

Atatürk, Kurtuluş Savaşı’ndan  sonra ilk kez geldiği İstanbul’da, 1 Temmuz 1927 günü olağanüstü bir coşkuyla karşılanırken , ilk işlerinden biri  kaptanı aratıp buldurmak olmuştu. Yaverini göndererek onu Dolmabahçe Sarayı’na çağırttı.

 

Ancak Hakkı Durusu Kaptan, ziyaretinin yanlış anlaşılacağından, yaptığı hizmet için para ya da ihsan isteyeceğinin zannedilmesinden korkuyordu.

 

O yıllarda, geminin mürettebatından biri, aldığı emekli aylığıyla geçinemediğini belirterek  Atatürk’e başvurmuş ; Atatürk,onun bu isteğini geri çevirmemiş ; Denizyolları’ndan aylığının 25 liraya çıkarılmasını istemişti. 25 lira o dönem için büyük paraydı. Kaptanın aylığı ise 8 liraydı.

 

Bu parayla geçinmek zordu. Yakınlarından bazıları bu durumu bildiğinden “ Atatürk’e git…Seni ihya eder” diye kandırmaya çalıştılar.

 

Ama Kaptan bu istekleri reddetti.

 

Atatürk, daha sonraki gelişlerinden birinde daha onu çağırttı. Ne var ki, bu kez de kaptan rahatsızdı, gidemedi.

 

İsmail Hakkı Durusu Kaptan, 22 Aralık 1940 günü, 69 yaşındayken aramızdan ayrıldı.

 

Feriköy Mezarlığı’nda toprağa verildi.

 

19 Mayıs 1998’de, İstanbul’da, bir gemiye adı verildi.

 

 

16 Mayıs 1919 günü İstanbul’dan Samsun’a hareket eden Bandırma Vapuru’nun  personelini de  bu arada saygı ve rahmetle anmak gerekir.

 

 

Bandırma Vapuru küçük bir gemi değil, sanıldığından daha büyük ve konforlu muydu?

 

Değişik zamanlarda, değişik yayın organlarında Bandırma Vapuru ile ilgili çeşitli yayınlar yapılmış, çeşitli iddialar ortaya atılmıştır.

 

Ortaya atılan ilgi çekici bir iddia da şu şekildedir:

 

“Atatürk’ün, Padişah Vahdeddin’e rağmen, 1919 yılı Mayıs’ında Karadeniz’e giderek kurtarma hamlesinin ilk vuruşunu yaptığı da, hayalhanede uydurulmuş ayrı bir masaldı. Çünkü Atatürk, Sultan tarafından görevlendirilmiş, yanına, Teşkilât-ı Mahsusa’dan yedi tane subay verilmiş, gitmesi için özel yatını tahsis etmişti.

 

Gerçekte Osmanlı limanlarına kayıtlı Bandırma Vapuru diye bir gemi yoktu, hiç olmamıştı. Gemi, padişahın yatlarından biriydi. Padişah, bütün malların, mülklerin tek efendisi olduğu için limanlara kayıtlı değildi. İstanbul’u işgal altında bulunduran İngilizler, ‘Saray Anadolu’ya asker gönderiyor’ demesin diye üstüne ‘Bandırma Vapuru’ adı yazılmıştı."

 

Şimdi, "Ben bu sözün neresini düzelteyim?" diye bir söz vardır ya, işte buna tam uyuyor.

 

Ne yazık ki, hiç bir belgeye dayanmayan, tamamen hayal gücüyle yazılmış  böyle saçma iddialar, rağbet buluyor, inanılmaz ama kabul görüyor.

 

Bir ara, vapurun boyunun   236 metre olduğu bile dile getirilmişti.

 

Örneğin, bir televizyon programında, Mustafa Kemal Paşa’yı Samsun’a götüren Bandırma Vapuru diye büyük bir geminin fotoğrafı gösterilmiş; bu geminin boyunun 236 metre, baca yüksekliğinin 19 metre olduğu ileri sürülmüştü.

 

(Unutmayalım, dünyanın en büyük transatlantiği olan Queen Elizabeth’in boyu 313  metre; döneminin en büyük savaş gemilerinden biri olan ünlü Yavuz Zırhlısı’nın boyu  186 metre idi.)

 

Bitmedi..

 

Ankara’da, 15-23 Nisan 1995 tarihleri arasında yapılan Kitap Fuarı sırasında, değişik yerlere büyük bir geminin afişi asıldı. Afişte büyük harfli “ BİZE  YALAN  SÖYLEDİLER” başlığı altında şunlar yazılıydı:

 

“ 70 yıllık resmî tarihin kitaplarında, bizlere taka diye öğretilen, pusulası olmayan, kırık dökük, yol iz bilmeyen bir kaptanla yola çıkılan Bandırma vapurunun fotoğrafı ! Osmanlı donanmasına bağlı, 236 metre uzunluğunda, 19 metre baca yüksekliğindeki  bu dev şilep, hiç takaya benziyor mu? Sultan Vahdettin tarafından Kurtuluş Savaşı’nın meşalesini yakmakla görevlendirilen Mustafa Kemal Paşa’ya maiyetiyle birlikte Anadolu’ya geçmesi için tahsis edilen taka, işte bu gemidir.”

 

Gerçekte, Lloyd sigorta kuruluşunun kayıtlarına göre gemi, 1878’de İskoçya’nın  Paisley bölgesindeki McIntyre kuruluşu tarafından  Hutson and Cardett tezgahlarında 21 numarayla, 279 grostonluk yolcu ve yük gemisi olarak inşa edildi.

 

Yelken ve buhar donanımlı, demir uskurlu ve 48,9 metre uzunluğunda, 6 metre genişliğindeydi.

 

Denize indirildiğinde adı “ Trocadero” ydu.

 

İlk sahibi Dansey and Robinson şirketi gemiyi 1883’te Yunanlı armatör  H. Psicha’ya sattı.

 

Pire limanına kaydedilen geminin adı, 1885’te “Kyma” ( Yunanca’da - Dalga ) olarak değiştirildi.

 

1890’da Kaptan Andreadis’in mülkiyetine geçti.

 

“ Rama P. Derasimo-İstanbul “ kumpanyasına satıldı.

 

1891 yılında Erdek’te kayalıklara bindirdi.

 

 

Kurtarıldığında, İstanbul’da Rama P. Derasemo Vapur kumpanyası tarafından satın alındı.

 

İstanbul limanına gene Kymi adı ile kayıt ettirilmiş.

 

1893’te, Osmanlı Devleti’nin  resmi denizcilik kuruluşu “ İdare-i Mahsusa”, gemiyi satın aldı.

 

İsmi önce “ Panderma” ya, İdare-i Mahsusa 1910’da “ Osmanlı Seyrüsefain İdaresi “ olunca da “ Bandırma’ya çevrildi ve posta vapuru yapıldı.

 

Mürefte-Şarköy posta seferini yaparken, Silivri açıklarında bir İngiliz denizatlısı tarafından batırıldı.Denizden çıkarıldı, bakımı yapıldı ve tekrar sefere kondu.

 

İki kez batan, her seferinde yeniden yüzdürülen Bandırma, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Samsun yolculuğuna tahsis edildiği  sırada Haliç’te tezgâhtaydı.

 

Gemi elden geçirilip, onarıldıktan sonra 16 Mayıs 1919 akşamı, tarihi yolculuğuna başladı.

 

1924’te Seyr-i Sefain İdaresi Umum Müdürlüğü emrinde, Tekirdağ- Mürefte arası posta vapurluğu yaptı.

 

1925 yılında arızalandı. Uzun süre  arızası giderilemedi. Kadro harici bırakılarak hurdacılara satıldı.

 

Ahmet Akyol

(1 Mart 2006)

 


Tarih: 12:58, 22/11/2008 Kategori: Haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Mert Irmağı Kıyısında Piknik Keyfi


Osmanlı yıllıklarında Samsun kasabasının eğlence ve mesire alanı olarak bahsedilen Mert ırmağı kıyıları son yıllarda aynı niteliğini tekrar kazanmaya başladı. Bilhassa deniz kenarlarındaki iç içe eğlence ve dinlence anlayışına sıcak bakmayan aileler dinlenme alanı olarak buraları tercih ediyorlar. Çorak köyü altlarından itibaren başlayan bu piknik alanları Demirciköy, Kızıloğlak ve Avdan köylerinin Mert ırmağına sahil olan bölgelerinde yoğunlaşıyor. Özellikle hafta sonları bu bölgelerdeki çınar ağaçlarının gölgelerine kilimlerini seren Samsunlular tabiatla iç içe olmanın keyfini çıkarıyorlar.


Sabah kahvaltısı ve mangal Keyfi
Doğrusu bu alan henüz ticarî olarak değerlendirilemiyor. Bir çok piknik alanında görülen kahvaltılık taze tereğağ, köy peyniri, yufka, yoğurt, süt gibi ürünlerin satışı henüz bu güzergahta yok. Bence, yine de siz kahvaltınızı yarım saat erteleyerek piknik alanında yapmayı tercih edin. Ama bunun için güneşin iyice yükselmiş olmaması gerekli. Kahvaltı sofranızın görünmeyen çeşidi bol oksijen olacaktır. Erken geldiyseniz mangal yakmak için acele etmeyin. Çünkü günü doyasıya yaşayacaksınız. Biraz yürüyüş yapın. Suyun akışını izleyin. Hatta yanınıza oltanızı aldıysanız yüz metre ilerideki gölde şansınızı bile deneyebilirsiniz.

 

Üç çeşit balık

Kontrolsüz bir şekilde elektro-şok ve dinamitleme yöntemleriyle yapılan balık katliamlarına rağmen Mert ırmağında halen üç çeşit balık türü görülebilmektedir. Gelecek nesillerin bu tabiat parçasından yararlanma hakkı olduğu bilincinde olan Samsunlular, bu çeşit avlanma yöntemlerine başvurmadan olta ve serpme gibi basit av araçlarıyla burada eğlenceli vakit geçirebilirler. .

 

Aman dikkat!

Aman dikkat. Çünkü Mert ırmağı aynı zamanda çok tehlikeli. Hemen hemen iki-üç yüz metrede bir ırmağın kıvrım yerlerinde oluşan küçük göller bazen oldukça tehlikeli olabiliyor. Bir önceki göl yarı bele kadar gelirken biraz ilerideki, bazen misafirlere zor anlar yaşatabilir. Hatta zaman zaman ölümle neticelen vakıalara bile son yıllarda oldukça sık rastlanıyor. Eğer yüzme bilmiyorsanız ya da iyi yüzen birisi sizin için bu gölün derinliğini test etmemişse aman girmeyin. Çünkü ilk attığınız adımda su dizinize gelmişse, ikincisi size tehlike yaşatacak derinlikte olabilir. O yüzden aman dikkat.

 

Şeftali ağaçları

Mert ırmağı kenarlarında yoğunlaşan şeftali bahçeleri Çorak köyünden başlayarak Demirciköy, Kızıloğlak, Avdan ve Demircisu köylerinin en önemli geçim kaynağıdır. Samsun şeftalisinin en lezzetlisi bu bölgede olur. Mert ırmağı boylarını piknik için tercih edenlerin dikkat edeceği bir husus da bu şeftali bahçelerine izinsiz girmemeleri olmalı. Şeftali üreticileri yılın on iki ayı aralıksız emek verdikleri ürünleri hususunda davetsiz misafirlere hayli kıskanç davranıyorlar. Ama bahçeden satış yapan üreticiler de yok değil. Bu da meyveyi dalından kopar kopmaz yemeyi ayrıcalık kabul edenler için kaçırılmaması gereken bir fırsat. Haziran ayının ikinci yarısından itibaren olgunlaşmaya başlayan buralardaki şeftali ağaçlarından Eylül ortalarına kadar ürün alınabiliyor.

 

GSM operatörlerinin dikkatine!

Özellikle haftasonları binlerce kişinin piknik yaptığı bu alanlarda en çok ihtiyaç duyulan nesne cep telefonu. Yurdun her köşesine hizmet götürdüklerini, doğudaki en ücra köşelerde bile iletişim hizmeti sunduklarını reklam eden GSM şirketleri maalesef Samsunun hemen 10-15 km. mesafesindeki bu piknik alanlarını unutmuş durumdalar. Bu bölgeler, hiçbir cep telefonu vericisinin kapsama alanı içerisine girmiyor. Bence buraların müdavimleri bu alanda da iletişime ihtiyaç duyabileceklerini düşünerek Turkcell, Avea ve Vodafon şirketlerinin Samsun temsilciliklerini rahatsız etmeliler. Yada cep telefonu şirketleri bu yazıyı dikkate almalılar.

Güzel günler temennisiyle,

/Mümin YILDIZTAŞ

02.06.2008

myildiztas@mynet.com  


Tarih: 22:50, 9/11/2008 Kategori: Haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Samsun Büyük Camii





İlimizin simge eserleri arasında önemli bir yer teşkil eden Büyük Cami'nin tarihi hakkında tüm resmî ve gayr-i resmî yayınlarda şu ifadelere yer verilmekedir: "Ulu Camii, Hamidiye Camii, Valide Camii gibi çeşitli adları vardır. 9 Eylül 1884’de Batum’lu Hacı Ali tarafından yaptırılmış, Sultan Abdülaziz’in annesi tarafından onarımı yapılmıştır."

 

Fakat İlginçtir, Sultan Abdülaziz'in annesi olan Pertevniyal Valide Sultan, bu tarihten evvel yani 5 Şubat 1883 tarihinde vefat etmiştir. Batum'dan Çarşamba'ya göç etmiş bir tüccar olan Hacı Ali Ağa ise, Osmanlı Arşivi kayıtlarında, bu caminin inşaatına yapmış olduğu 120 kuruşluk yardımdan başka 1910 senesinde Çarşamba kaymakamıyla aralarındaki bir sorun sebebiyle yer almıştır. Bununla beraber her iki ismin camii ile birlikte anılmalarına sebep teşkil edecek başka durumların olması gerektiğini düşünüyorum.

 

Samsun'da büyük bir camiin yapılması fikri resmî olarak ilk defa 1863 yılında Sultan Abdülaziz tarafından Anadolu Canib-i Yesarı (Anadolu'nun Sol Tarafı) Müfettişliği ile görevlendirilen Ali Rıza Paşa tarafından dile getirilmiştir.

 

Ali Rıza Paşa, burası hakkında İstanbul'a yazdığı raporda, Samsun'un son yıllarda hem imar hem de nüfus açısından gelişmekte olduğunun gözlendiğini, bu bakımda iki minareli, kesme taştan büyük bir caminin de ihtiyaç haline geldiğini söylemekte, bunu şehirde yaşayan Müslümanların yanı sıra şehrin kalkınmasına katkıda bulunacağını düşünen gayrimüslimlerin de dile getirdiğini söylemekteydi.

 

Paşa, bu raporunda caminin yeri hakkında da aynen bu günkü yerini tarif etmekteydi. Rapora cevap olarak sadrazamlık makamından Anadolu Cânib-i Yesar-ı Müfettişliğine gönderilen yazı da ise bu düşüncenin "pek becâ" (yerinde) bulunduğu söylenerek, yalnız padişah adına henüz İstanbul'da iki minareli bir cami yapılmamış olduğundan cami için keşif defteri hazırlanırken minare sayısı hakkında herhangi bir görüş belirtilmemesi istenmektedir [Bak: Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Sadaret Mektubi Kalemi (A. MKT. MHM), 274/45]. Bilindiği gibi Osmanlı döneminde iki minareli camiler sadece padişah ve ailesi adına yapılabilmekteydi. Bu camiin inşaât masraflarında kullanılmak üzere kale civarındaki devlete ait bazı arazilerin satılması da kayıtlarda mevcuttur (BOA., A.MKT.MHM., 284/37).

 

Bu iki belgenin dışında 1873 senesine kadar arşiv kayıtlarında Samsun Büyük Camii hakkında herhangi bir belgeye ulaşamadım. Bununla beraber sonraki birçok belgede 1870 yangınında Samsun Cami-i Kebiri'nin (Büyük Cami) de yandığından bahsedildiğine göre, cami inşaatı gündeme gelmesinin akabinde kısa sürede tamamlanmış olmalıdır. Muhtemel ki Pertevniyal Valide Sultanın, camiye ismini verdirecek katkıları da bu dönemde gerçekleşmiş olmalıdır.

 

Mayıs 1873 tarihinde Sadrazamlık makamından Maliye ve Evkaf (Vakıflar) Nezaretleri (bakanlıkları)'ne yazılan bir yazıda ise,  Samsun'da 1870 yılında yaşanan büyük yangında, kale içindeki Cami-i Kebir'in de yanmış olduğu, bu camiin kendine mahsus vakfı ve geliri de olmadığından masraflarının hazine tarafından tesviyesi ile padişah adına kesme taştan bir cami yapılmasının umum ahali adına gönderilen bir dilekçe ile talep olunduğu belirtilmektedir (BOA, A. MKT. MHM., 455/9). Bundan yaklaşık bir ay sonra yine Sadaretten, Maliye ve Evkaf Nezaretleri ile Canik Mutasarrıflığına yazılan bir yazıda cami inşaatının "kış gelmeden arkasının alınması" vurgulanmaktadır (A. MKT. MHM. 455/55).

 

Ne var ki Samsun Cami-i Kebiri'nin inşaatı üzerine çok karlar yağmış, aradan dokuz yıl geçmiş olmasına rağmen arkası hâlâ alınamamıştır. 1892 yılına gelindiğinde bütün gelirler tükenmiş fakat cami inşaatının sadece dört duvarı ve son cemaat yeri tamamlanabilmiştir. Gelir gider hesabı da halka arz edilmediği için zihinlerdeki kuşkular oluşmuş ve yeni bir yardım kampanyası da bu yüzden başlatılamamıştır.

 

Nihayet Samsun sancağının da kendisine bağlı olduğu Trabzon Valisi duruma el koymuştur. Samsun Redif Kumandanı Ferik Hüseyin Fevzi Paşa'nın başkanlığı altında bir komisyon kurularak durumun incelenmeye tâbi tutulmuştur. Çıkan netice maalesef ki üzücüdür; muamelelerin baştan sona kadar suistimal içinde yürütüldüğü ortaya çıkmıştır. Gerek devlet tarafından yapılan ana ödeme ve gerekse ahali yardımların da birçok kayıplar tespit edilmiştir.

 

Ancak yarım bırakılmasının uygun olmayacağı ve aynı zamanda padişahın adına da yakışmayacağı gerekçesiyle Trabzon Valisi Sırrı Paşa, bundan sonra gerekecek olan meblağın Samsundaki vakıf köyleri öşür bedeli (ürünlerden genellikle % 10 oranında alınan vergi)'ne mahsuben Evkaf Nezâreti'nce karşılanmasına dair İstanbul'a yazdığı Haziran 1883 tarihli yazısında, "İslamiyet ve insaniyet adına" müsaade istemektedir.

 

Vali tarafından İstanbul'a gönderilen bu yazından anlaşıldığına göre cami için o zamana kadar 350 bin'i devlet hazinesinden, 200 bin'i Evkâf Nezareti hazinesinden ve 144.370 kuruşu da ahalinin yardımlarından olmak üzere toplam 700 bin kuruşa yakın para harcanmıştır. Bu harcamalar yazıya iliştirilen bir defterde de ayrıntılı olarak gösterilmiştir. Harcamalar ve o zamanın para değeri hakkında bir fikir vermesi için birkaç örnek vermek gerekirse; dahili döşemeler için 11790 kr., demir kafesler için 8106 kr., iç sıvaları içinse 7323 kr. masraf yapılmıştır. Defterde bu rakamlara ayrıntılı olarak yer verilirken yapılan iş kalemleri de bütün ayrıntıları ile zikredilmiştir. Mesela temel tabanına taş kum ve kireçten oluşan harç dökülmeden önce pelit ağacından kazıklar kakılmış, yine pelitten ızgaralar döşenmıştir. Belgeler arasında camiye ait ayrıca bir de röleve bulunmaktadır (BOA, Y.PRK, 5/101)

 

Samsun büyük camiinin bitiş tarihi 1884 yılı olarak kaydedilmiş olduğuna göre Trabzon Valisi paşa'nın bu isteği yerine getirilmiş ve bu komisyon tarafından Samsun Cami-i Kebiri tamamlanmıştır. Samsun büyük cami ile ilgili ulaştığım en son tarihli belge ise Haziran 1901 tarihini taşımakta ve Cami civarında ahali çocuklarından Kuran hafızı yetiştirmek maksadıyla yine ahali yardımları ile tamiri tamamlanan  iki katlı vakıf mektebinin hizmete girdiğine dairdir (BOA., DH. MKT. 2504/2)

 

/Mümin YILDIZTAŞ

25.06.2008

myildiztas@mynet.com  


Tarih: 22:07, 9/11/2008 Kategori: Haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->